Orada bir köy var uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gitmesek de görmesek de,
O köy bizim köyümüzdür.
dörtlüğüyle başlayan ve ilk okul döneminde bir çoğumuzun
zevkle ezberleyip okuduğumuz bir şiir vardı. Bu şiir sanki
Türk Dünyası'na olan bakışımızı özetliyor gibi… Varlığını
bildiğimiz ama hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımız
ya da yanlış bilgilere sahip olduğumuz bir Türk Dünyası…
Gidip de gelmediğimiz veya gittiğimiz halde gerçeklerini
görmediğimiz bir Türk Dünyası… Hayalimizde kendisine bir
misyon biçtiğimiz ama gerçek sorunlarıyla ciddi bir
şekilde ilgilenmediğimiz bir Türk Dünyası… Adriyatik
denizinden Çin seddine kadar uzanan, büyük medeniyetlerin
beşiği, dünyanın en önemli ve en stratejik coğrafyası
olmaya namzet, jeopolitik ve jeoekonomik bakımdan merkezi
bir konuma sahip bir Türk Dünyası coğrafyası, Türk
milletine büyük görev ve sorumluluk yüklemektedir. Ancak
bugüne kadar bilinçli bir şekilde bu sorumluluğumuzu
yerine getirdiğimizi söylemek mümkün değildir.. Mustafa
Kemal ATATÜRK: "Bu gün Sovyetler Birliği, dostumuzdur;
komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız
vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden
kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan
gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı
tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni
bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını
bilmelidir... Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir,
inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip
çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup
beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna
nasıl hazırlanır. Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir
köprüdür...İnanç bir köprüdür... Tarih bir
köprüdür...Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü
tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış
Türklerin) bize yaklaşmasını beklemeyiz. Bizim onlara
yaklaşmamız gerekli..." diyerek yıllarca önce bizi Türk
dünyası hakkında hazırlıklı olmaya çağırmıştır. Maalesef
bu ikaz Türkiye'de çok geç anlaşılmıştır. Türkiye'de Türk
Dünyası gerçeği ancak 1990'lı yıllardan sonra kabul
edilmiştir. Ama bu tarihte bile Türkiye'nin Türk Dünyası
hakkında belirlenmiş bir stratejisi bulunmamaktaydı. Yani
hazırlıksız idik. Bununla birlikte Türkiye'de bu gerçeğin
farkında olup, bunu dile getirenleri, suçlamak, onları
yargısız infaza tabii tutmak ve ideolojik bir suçlu olarak
göstermek alışılagelmiş gelenek idi. Türkiye'de vaziyet bu
minval üzerinde cereyan ederken, başta Amerika Birleşik
Devleti olmak üzere batılı ülkelerin resmi kurumları ve
sivil örgütleri ele ele vererek Türk Dünyası'nın stratejik
haritasını çıkarmışlardı bile. Bu harita baz alınarak
çeşitli bilimsel çalışmalar yapılmış ve ülkelerin
zenginliklerini kendi aralarında bölüşmüşlerdi… Sadece
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin dağılacağı günü
bekliyorlardı. Türkiye olarak bu gelişmeleri çok uzakta ve
kayıtsız bir şekilde seyrettik. Türk Dünyası ile ilgili
ciddi bir çalışma yapmadık.(Türk Dünyası Araştırmaları
Vakfi'nın yaptığı çalışmalar hariç). Bu alanda yapılan
çalışmaların çoğu da batılı kaynaklar referans alınarak
yapıldı. Oysa ortak tarih, kültür ve dile sahip olduğumuz
bir alanda batılı ülkeler bizi referans almalı idi.
Türkiye'nin artık Türk Dünyası ile ilgili daha ciddi ve
organizeli çalışmalar yapması zarureti herkes tarafından
daha iyi bir şekilde anlaşılması gereğini vurgulamak
istiyorum. Bu nedenle, Türk Dünyası gerçeğini akademik bir
bakışla, tarafsız olarak, teknolojik imkanları da
kullanarak yeni bir platforma taşımak amacıyla
uluslararası, elektronik ve hakemli bir dergiyi çıkarmayı
kendimize bir vazife olarak gördük. İleride imkanlarımız
elverirse bu derginin matbaa baskısını da çıkarmayı
düşünüyoruz. Bu platforma Türk Dünyası ile ilgili çalışma
yapan tüm bilim adamları ve uzmanları davet ediyoruz.
Doç.Dr. Mehmet YÜCE (Kurucu)
|